Herkese merhabalar! Bugün uzun süredir konuşmalarını ve çalışmalarını ilgiyle takip ettiğim Simon Sinek’in çarpıcı bir kitabını mercek altına alıyoruz: Leaders Eat Last (Liderler En Son Yer).
Kitabın ismi ilk duyulduğunda insana tamamen metaforik gelebilir; ancak aslında doğrudan Amerikan Deniz Piyadeleri’nin gerçek bir geleneğine dayanıyor. Simon Sinek bir askeri üssü ziyaret ettiğinde yemekhanede ilginç bir manzarayla karşılaşır: Yemek sırasına ilk girenler en genç ve rütbesiz erlerdir; sıranın en arkasında ise generaller ve üst rütbeli komutanlar bekler. Hatta yemek bittiğinde masaları toplayanlar arasında da rütbeliler vardır. Simon Sinek bir generale gidip “Neden siz sıranın en sonundasınız, mantıken en önde olmanız gerekmez mi?” diye sorduğunda aldığı cevap liderliğin adeta özeti gibidir:
“Liderliğin bedeli fedakarlıktır. Bizim görevimiz önce onların karnını doyurmak ve güvende olmalarını sağlamak; biz bu yüzden varız. Eğer yemek biterse aç kalması gereken kişi en alttaki asker değil, en üstteki komutandır.”
Peki, nasıl oluyor da orduda insanlar hiç tanımadıkları takım arkadaşları için canlarını vermeye hazırken, modern iş dünyasında bir prim, bir terfi ya da sadece koltuğunu korumak için en yakın çalışma arkadaşını bir çırpıda harcayabiliyor?
Bu arada yaptığım yayınları beğeniyor ve yeni yayınları kaçırmak istemiyorsanız dinlediğiniz platformlardan abone olarak tüm yayınlara anında ulaşabilir veya [patreon] üzerinden bana destek olabilirsiniz.
Modern İş Dünyasının İkilemi: Sadakat Nerede Bitti?
Bugün iş dünyasındaki dinamikler kökten değişti. Sosyal medyada ya da çevremizde her gün işten çıkarılan veya aylardır iş arayan binlerce insanın hikayesine denk geliyoruz. Ne yazık ki işveren tarafında artık “Ben bu insanı işe alarak bir sorumluluk üstlendim, onun evine ekmek götürmesine vesile oluyorum” anlayışı büyük oranda kayboldu. Şirketler para kazanamadığı ya da kâr marjı azaldığı anda insanları gözden çıkarılabilir bir maliyet kalemi olarak görüyor.
Madalyonun diğer yüzünde ise çalışan perspektifi var. Eskiden bir kuruma söz verildiğinde çalışanlar işi yarıda bırakmaktan haya eder, görev bilinciyle yaklaşırdı. Bugün ise çalışan tarafında da “Babamın şirketi mi, daha iyi bir teklif gelirse anında giderim” yaklaşımı hâkim. Hem işveren hem çalışan karşılıklı sorumluluk ve saygı bağını yitirdi; herkes sadece kendi gününü kurtarma çabasında.
Johnny Bravo Olayı ve “Güven Çemberi”
Simon Sinek bu krizin temelini incelerken kitabın başında Yüzbaşı Mike Drowley’nin—namıdiğer Johnny Bravo’nun—gerçek bir askeri operasyon hikayesini anlatır. Afganistan’da bir vadide sıkışan 22 kişilik özel kuvvet birliği düşman tarafından kuşatılmıştır. Bulutlar neredeyse yer seviyesindedir ve vadiye çarpma riski nedeniyle alçak uçuş yapmak kesinlikle yasaktır. Havada A-10 Warthog uçağıyla devriye gezen Johnny Bravo, yerdeki askerlerin kurtulma şansı kalmadığını görünce gözünü karartır; sisin ve bulutların altına dalarak kendi hayatını hiçe sayar. Yaptığı tehlikeli manevralarla 22 askerin tamamını sağ salim vadiden çıkarmayı başarır.
Yıllar sonra Sinek, Johnny Bravo ile tanışıp “Kendini neden bu kadar büyük bir tehlikeye attın?” diye sorduğunda pilotun cevabı nettir: “Çünkü aynısını onlar da benim için yapardı.”
İşte Simon Sinek’in altını çizdiği temel kavram tam olarak budur: Circle of Safety (Güven Çemberi). İnsanlık binlerce yıldır vahşi hayvanlar, sert hava koşulları, kıtlık ve savaşlarla dolu bir dünyada hayatta kalmayı başardı. Kabilenin hayatta kalabilmesi için mağaranın içinde mutlak bir güven olması şarttı; çünkü mağarada uyurken yanındakinin seni sırtından bıçaklamayacağını bilmek zorundaydın.
Bir organizasyonda güven çemberi varsa çalışanlar tüm enerjilerini dışarıdaki tehditlere, rakiplere, piyasa krizlerine ve inovasyona harcarlar. Ancak güven çemberi yoksa—yani içeride dedikodu, ayak kaydırma ve her çeyrek sonunda kapının önüne konma korkusu varsa—insanlar enerjilerini dış dünyayla rekabete değil, şirket içinde hayatta kalmaya ve kendilerini korumaya harcarlar. Korku odaklı şirketlerin çöküşünün ardındaki asıl dinamik budur.
Liderliğin Nörokimyası: Dopaminden Oksitosine
İnsan biyolojisinde bu güven ve aidiyet duygusunu yöneten kimyasallar vardır. Sinek bunları ikiye ayırır: Bencil kimyasallar ve Sosyal fedakarlık kimyasalları.
- Endorfin: Acıyı ve yorgunluğu maskeler; fiziksel olarak tükenmişken bile yola devam etmeyi sağlar.
- Dopamin: Bir hedefi tamamladığımızda, yapılacaklar listesinden bir maddeyi çizdiğimizde veya telefona bir bildirim düştüğünde salgılanan anlık tatmin kimyasalıdır. İş dünyası bugün tam bir dopamin bağımlısıdır; çeyrek dönemlik hedefler ve primler bununla çalışır ama dopamin tek başına asla güven inşa edemez.
- Serotonin: Gurur ve liderlik kimyasalıdır. Bir gruptan gerçek bir saygı gördüğümüzde ya da takımımızın başarısına şahit olduğumuzda salgılanır; liderin sırtındaki sorumluluğun ödülüdür.
- Oksitosin: Gerçek dostluk, güven, empati ve aidiyet kimyasalıdır. Bir insanla el sıkıştığınızda, göz teması kurduğunuzda veya çıkarsızca yardım ettiğinizde ortaya çıkar. En önemlisi oksitosin zaman ister; bir e-posta veya Zoom toplantısıyla kolayca salgılanamaz, dürüst bir insani bağ gerektirir.
- Kortizol (Stres Hormonu): Güven çemberinin olmadığı, her an kovulma korkusunun yaşandığı toksik iş yerlerinde çalışanların vücudu 7/24 kortizol pompalar. Kortizol bağışıklığı baskılar, empatiyi felç eder ve yaratıcılığı öldürür; çünkü insanlar sadece “suçlanan ben olmayayım” diyerek risk almaktan kaçınırlar.
Bugün Silikon Vadisi ve dünya çapındaki dev şirketler binlerce insanı bir gecede işten çıkarırken faturayı “Yapay zeka geldi, bu kadar insana gerek kalmadı” diyerek teknolojiye kesiyor. Pandemi döneminde plansızca yapılan aşırı işe alımların hatasını hiçbir lider açıkça üstlenmek istemiyor; hisseler düşmesin diye sorumluluktan kaçarak insanları kurban ediyorlar.
İki Zıt Yaklaşım: Bob Chapman vs. Jack Welch
Liderliğin çalışanlara bakış açısını gösteren iki çok somut şirket hikayesi var:
1. Bob Chapman ve Barry-Wehmiller (Fedakarlığı Bölüşmek)
2008 küresel krizinde dev üretim şirketi Barry-Wehmiller, siparişlerinin üçte birini neredeyse bir gecede kaybetti. Yönetim kurulu acil toplandı ve 10 milyon dolar tasarruf etmek için iş gücünün %20’sinin derhal işten çıkarılmasını önerdi. Şirketin CEO’su Bob Chapman ise bunu kesin bir dille reddetti ve unutulmaz bir tavır sergiledi:
“Biz bir aileyiz. Bir aile krize girdiğinde çocuklarından birini kapının önüne koyup kalanlarla daha iyi yaşamayı seçemez. Acıyı hepimiz eşit paylaşacağız.”
Chapman işten çıkarma yapmak yerine CEO’dan fabrikadaki işçiye kadar herkese 4 haftalık zorunlu ücretsiz izin verdi. Sonuç ne oldu? Maddi durumu daha iyi olan yöneticiler ve mühendisler, çocuk okutan ya da zor durumda olan fabrika işçilerinin izin günlerini gönüllü olarak devraldı. Şirket krizden tek bir kişiyi bile işten çıkarmadan, rekor bir kârlılık ve sadakatle çıktı. Çünkü çalışanlar birer maliyet kalemi değil, birer emanet olarak görülmüştü.
2. Jack Welch Modeli: “Rank and Yank”
1980’lerden sonra General Electric üzerinden yayılan bu acımasız modelde kural basitti: Her yıl performans sıralamasında en altta kalan %10’luk kesim koşulsuz şartsız kovulur.
Simon Sinek bu durumu soyutlaştırma olarak adlandırır. Bir lider masanın başına geçip insanları sadece Excel tablolarındaki birer maliyet kalemi ve grafik olarak görmeye başladığında vicdan devre dışı kalır. İnsanları rakama dönüştürdüğünüz an onları harcamak çocuk oyuncağı haline gelir. Kısa vadede hisse senetleri yükselebilir, yöneticiler devasa primler alabilir; ancak uzun vadede organizasyonun ruhu, güveni ve kültürü paramparça olur. Nitekim bu kültürü körü körüne takip eden şirketlerin çoğu zaman içinde tarihe karıştı.
Ünvanların Ötesinde Gerçek Liderlik
Günümüzde iyi bir lidere rastlamak neredeyse mucize haline geldi. Oysa liderlik kocaman bir unvan, köşe bir ofis ya da bir terfi demek değildir. Steve Jobs gibi efsanevi isimlerin dahi biyografilerinde ekiplerinin emeklerini takdir etmekte ve başarı anında onları öne çıkarmakta zorlandığı anları görebiliyoruz.
Liderlik etmek için dev şirketlere ya da CEO koltuklarına ihtiyacımız yok. Evinizde, ailenizde, çocuğunuzun gözünde ya da aynı masayı paylaştığınız iş arkadaşınızın yanında da gerçek bir lider olabilirsiniz. Simon Sinek’in dediği gibi:
“Liderlik bir unvan değildir; yanındakinin güvende hissetmesini sağlama sorumluluğudur. Gerçek liderler zor zamanlar geldiğinde sorumluluğu üzerine alan, başarı anında ise spot ışıklarını ekibine çevirenlerdir.”
Eğer ekibinizde, projelerinizde veya şirketinizde gerçek bir bağlılık ve yüksek bir performans istiyorsanız insanlara korku salarak bunu başaramazsınız. İnsan biyolojisi çok basit bir prensiple çalışır: İnsanlar yalnızca kendilerini bütünüyle güvende hissettikleri yerde mucizeler yaratabilir.
Referanslar
Chapman, B., & Sisodia, R. (2015). Everybody matters: The extraordinary power of caring for your people like family. Portfolio / Penguin. https://www.penguinrandomhouse.com/books/317935/everybody-matters-by-bob-chapman-and-raj-sisodia/
National Center for Biotechnology Information. (t.y.). PubChem compound summary for CID 439302, Oxytocin. U.S. National Library of Medicine. https://pubchem.ncbi.nlm.nih.gov/compound/Oxytocin
National Center for Biotechnology Information. (t.y.). PubChem compound summary for CID 681, Dopamine. U.S. National Library of Medicine. https://pubchem.ncbi.nlm.nih.gov/compound/Dopamine
Sinek, S. (2014). Leaders eat last: Why some teams pull together and others don’t. Portfolio / Penguin. https://www.penguinrandomhouse.com/books/311389/leaders-eat-last-by-simon-sinek/
Welch, J., & Byrne, J. A. (2001). Jack: Straight from the gut. Warner Business Books. https://www.hachettebookgroup.com/titles/jack-welch/jack/9780446690683/
Tek seferlik destekte bulunun
Aylık olarak destekte bulunun
Yıllık olarak destekte bulunun
Aşağıda yer alan miktarlardan biri seçebilir
Veya kendi istediğiniz miktarı girebilirsiniz
Beni desteklediğiniz için çok teşekkürler 🙂
Beni desteklediğiniz için çok teşekkürler 🙂
Beni desteklediğiniz için çok teşekkürler 🙂
Tüm Bölümlere Anında Ulaşın
Yayınlara İstediğiniz Platformdan Erişebilirsiniz :