Efendim herkese merhabalar. Yeni bir yayına daha hoş geldiniz. Umarım herkesin keyfi, sağlığı yerindedir. Bugün sizlerle çok güzel bir konu konuşmak istiyorum. Bu haftaki podcastimizde ele aldığımız soru şu: Hayatımızdaki her şeye ulaşmak mümkün mü?
Pek çok şeyi istiyoruz hayatımızda. Kimimiz daha iyi bir vücut istiyor, kimimiz çok başarılı bir kariyer istiyor, kimimiz çok başarılı ilişkiler istiyor, kimimiz tanınır olmak istiyor, kimimiz de bilgisini ve deneyimini artırmak istiyor ve bunlar için bir sürü hedef koyuyoruz. Ben de kendime her yıl belirli hedefler koyuyorum ve bu hedefleri belirli bir sayının altında tutmaya çalışıyorum.
Ancak geçenlerde okuduğum bazı araştırmalarda o kadar çarpıcı gerçekler bulmuşlar ki; pek çok hedefin hayatınızda kolay kolay ulaşamayacağınız şeyler olmasının kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Ama sakın endişelenmeyin, tabii ki bunları teker teker inceleyeceğiz. Çünkü temel insan psikolojisinin aslında hayattaki hedef koyma ve hedefe ulaşmaya çok aykırı ilerlediğini keşfetmişler.
Biz bu podcastte ne yapıyoruz? Yeni dinleyenler için özetleyeyim: Bilimsel araştırmaları okuyor, bilime ve veriye dayalı bilgileri podcast yayınına çeviriyorum. Bundaki tek amacım da insanların hayatında daha güzel etkiler bırakabilmek. İsterseniz konuyu uzatmayalım ve doğrudan detaylara geçelim.
Bu arada yaptığım yayınları beğeniyor ve yeni yayınları kaçırmak istemiyorsanız dinlediğiniz platformlardan abone olarak tüm yayınlara anında ulaşabilir veya [patreon] üzerinden bana destek olabilirsiniz.
1. Geçmiş Başarısızlıkları Referans Alma
İnsanların hedef koyup ulaşamamalarındaki birinci ve en büyük etken neymiş, biliyor musunuz? Bu beni çok şaşırttı, asla tahmin edemezdim. Biri bana sorsa, listede yer verirdim ama birinci sırada olacağını asla düşünmezdim: Geçmiş başarısızlıkları referans alma.
Harvard Üniversitesi ve Princeton Üniversitesi iş birliğiyle bilişsel sinirbilim çalışmaları yürütülmüş. Araştırmacılar çok uzun bir çalışmanın sonucunda şunu ortaya koymuş: Daha önce hayatınızda bir başarısızlık yaşadıysanız —örneğin aldatıldınız— yeni bir ilişkiye başlarken tekrar aldatılacak olma hissiyle ve bunu kesinlikle yeniden yaşayacağınız inancıyla yaklaşıyorsunuz. Bir iş kurduğunuzda başarısız olduysanız, tekrar denediğinizde yine başarısız olacağına inanıyorsunuz.
“Ben kendime bunları söyleyen biri değilim” diyebilirsiniz; bunu sesli dile getirmeseniz dahi bilinçaltınız böyle çalışıyor. İnsanoğlunun bilinç yapısı ne yazık ki bu şekilde evrilmiş. Bir şeyi tecrübe ettiğinizde tekrar aynısının yaşanacağı gerçeğini kabul ediyorsunuz ve hayatı bu filtreyle algılıyorsunuz: “Ben bir defa başarısız oldum, demek ki girişimci kumaşı bende yok.”, “İlişkilerde başarısız oldum, demek ki benim ilişkilerim yürümüyor.”, “Kendimi geliştirmeye zaman ayırdım ama olmadı, demek ki ben bunlara ulaşacak biri değilim.”
Beynin prefrontal korteksi ile amigdala arasındaki bağlantıyı inceleyen araştırmacılar, kişi geçmişte kontrol edemediği olumsuz bir sonuç yaşadığında beynin bunu “kontrol bende değil” algısıyla nörolojik olarak kodladığını görmüşler. Yeni ve harika bir fırsatla karşılaşıldığında dahi prefrontal korteks eylemi tetiklemek yerine geçmiş veriyi tarıyor. Durum geçmişte başarısızlıkla sonuçlandıysa “Sakın enerji harcama” diyerek aksiyon sinyalini anında bastırıyor. Geçmişteki bu başarısızlık algısını aşamadığınız sürece bilinçaltınız yeni fırsatlarda size şans tanımıyor.
2. Niyet-Davranış Uçurumu (Hedef Koyup Aksiyona Geçememe)
İkinci sebep ise “niyet-davranış uçurumu”. Yani hedef belirleyip bir türlü eyleme geçememe durumu.
New York Üniversitesi ve University of Konstanz bünyesinde Prof. Peter Gollwitzer ve ekibi kapsamlı bir araştırma yapmış: Closing the Intention-Behavior Gap Through Implementation Intentions. 94 bağımsız çalışmanın ve 8 binden fazla katılımcının incelendiği bu analizde; “Bu yıl düzenli spor yapacağım” veya “Haftaya podcast kaydetmeye başlayacağım” gibi genel ve soyut hedeflerin hayata geçme oranının oldukça düşük olduğu görülmüş.
Çözüm ise araştırmacıların “if-then planning” (eğer-o zaman planlaması) dediği yöntemden geçiyor. “Eğer X durumu gerçekleşirse Y aksiyonunu alacağım” şeklinde netleştirmediğiniz sürece hedefe ulaşmak mümkün olmuyor. Hedefin şu formatta kurgulanması gerekiyor: “Yarın saat 20:00 ile 20:30 arasında, şu odada, şu kıyafetlerle oturup belirlenen kitabın şu kadar sayfasını okuyacağım.”
Şartları ve ardından gelecek davranışı bu netlikte belirlediğinizde, hedefin gerçekleşme oranı araştırmaya göre %65 ile %300 arasında artış gösteriyor. Buradaki temel problem motivasyon eksikliği değil; beynin ne zaman ve nerede harekete geçeceğini tam olarak kestirememesi. Beyin belirsiz hedefleri soyut veri ve enerji kaybı olarak gördüğü için keskin bir plan sunulmadığında eylemsizliği tercih ediyor.
3. Hedefleri Somutlaştırmama (Yazılı Hale Getirmeme)
Üçüncü madde ise insanların hedeflerini somut bir biçime dönüştürmemesi. Pek çok insan zihninde hedefler belirlese de bunları somutlaştırmıyor.
Herkes zihninden “Şu olsa ne güzel olur”, “Gelecekte şunu başarsam harika olur” gibi düşünceler geçirebilir; fakat insanların büyük bir kısmı bunları yazılı veya sözlü somut bir veriye çevirmiyor, bir yere kaydetmiyor. Hedeflerin ne kadar iyi olursa olsun yazılı hale getirilmemesi, gerçekleşme olasılığını ciddi oranda düşürüyor.
4. Kendini Yetersiz Görme (Sabit Zihniyet Tuzağı)
Diyelim ki hedeflerinizi yazdınız, “eğer-o zaman” planlamalarını yaptınız ve geçmiş başarısızlıklarınızı geride bırakıp “O dönemki ben ile şimdiki ben aynı değil; bilişsel olarak, olgunluk ve koşullar açısından çok farklıyım” dediniz. Ancak kendinizi yetersiz görmeye devam ediyorsanız ve “Bende o kumaş yok” inancını taşıyorsanız hedefler yine ulaşılamaz hale geliyor.
Stanford Üniversitesi’nde Carol Dweck ve Mindset Research Network tarafından Amerika genelinde on binlerce öğrenci üzerinde yürütülen devasa bir saha deneyinde, zihniyet yapısının performansa etkisi ölçülmüş. Zekayı veya yeteneği sabit, genetik bir miras olarak görenlerin zorluk anında eylemi doğrudan terk ettiği saptanmış. Buna karşılık zekanın ve kabiliyetin tıpkı bir kas gibi zorlandıkça geliştiğini öğrenen grupta ise risk alma, hata yapmaktan korkmama ve zor görevlerin peşinden gitme oranında istatistiksel bir sıçrama görülmüş.
“Ben bu işleri yapamam, ben bu işin insanı değilim, beni kim dinleyecek ki, bende o yetenek yok” dendiği anda hedefler dağların ardına itiliyor. Esasen “Yetenekli değilim” bahanesi, başarısızlık ihtimaline karşı egonun geliştirdiği en kolay savunma mekanizmasıdır. Beyin bu düşünceyle savaşı daha en başından kaybetmiş sayılıyor.
5. Çevre ve Sistem Tasarımı Eksikliği
Beşinci madde ise University of Pennsylvania ve Güney Kaliforniya Üniversitesi (USC) bünyesinde Angela Duckworth ile Prof. Wendy Wood tarafından gerçekleştirilen araştırma: Everyday Temptations and Experience Sampling: A Study on Self-Control.
Günlük hayatta yüksek öz kontrole sahip olduğu düşünülen iradeli bireyler gün boyu akıllı telefon bildirimleriyle takip edilmiş. Çıkan sonuç ise son derece çarpıcı: Hedeflerine en tutarlı şekilde ulaşan insanlar, ulaşamayanlara kıyasla daha fazla irade savaşı vermiyor. Tam aksine, iradelerini kullanmak zorunda kalmayacakları ortamlar tasarlıyorlar.
Başarılı bireyler dikkat dağıtıcı unsurları ortamdan fiziksel olarak uzaklaştırarak sürtünmeyi hedeflerinin lehine çeviriyorlar. İrade her daim tükenen sınırlı bir kaynak. Sosyal medya, televizyon ya da dijital platformların sunduğu uyaranlarla aralıksız bir irade savaşı vermek imkansıza yakın. İradeye güvenmek yerine ortamı düzenleyip dikkat dağıtıcı unsurları ulaşılmaz kılmak gerekiyor.
İradeyi tüketen etkenleri incelemek gerekir:
- Size fayda sağlamayan arkadaş ortamları,
- Aşırı gürültülü ve düzensiz çalışma alanları,
- Sürekli bildirimlerle dikkat dağıtan cep telefonları.
Bu unsurları kontrol altına alacak bir sistemi tasarlamak ve inşa etmek, iradeyi sürekli güçlü tutmaya çalışmaktan çok daha sürdürülebilir bir yoldur. Çevresini ve sistemini hedefine göre dizayn edenlerin başarı oranı çok daha yüksek çıkıyor.
Bugünkü yazımızda hedeflerimize neden ulaşamadığımızı ve bilişsel/psikolojik yapımızın buna neden elverişsiz olabildiğini bilimsel veriler ışığında inceledik. Bu yayının tüm detaylarına ve bahsi geçen araştırmaların kaynaklarına turkishcafe.blog adresinden, ayrıca YouTube ve podcast platformlarındaki açıklama bölümlerinden ulaşabilirsiniz.
Umarım sizler için faydalı bir içerik olmuştur. En kısa sürede yeni yayınlarda görüşmek üzere; kendinize çok iyi bakın, hoşça kalın.
Referanslar
Gollwitzer, P. M., & Sheeran, P. (2006). Implementation intentions and goal achievement: A meta-analysis of effects and processes. Advances in Experimental Social Psychology, 38, 69–119. https://doi.org/10.1016/S0065-2601(06)38002-1
Harkin, B., Webb, T. L., Chang, B. P. I., Prestwich, A., Conner, M., Kellar, I., Lange, P. A. M. V., & Sheeran, P. (2016). Does monitoring goal progress promote goal attainment? A meta-analysis of the experimental evidence. Psychological Bulletin, 142(2), 198–229. https://doi.org/10.1037/bul0000025
Sheeran, P., & Webb, T. L. (2016). The intention–behavior gap. Social and Personality Psychology Compass, 10(9), 503–518. https://doi.org/10.1111/spc3.12265
Webb, T. L., & Sheeran, P. (2006). Does changing behavioral intentions engender behavior change? A meta-analysis of the experimental evidence. Psychological Bulletin, 132(2), 249–268. https://doi.org/10.1037/0033-2909.132.2.249
Tek seferlik destekte bulunun
Aylık olarak destekte bulunun
Yıllık olarak destekte bulunun
Aşağıda yer alan miktarlardan biri seçebilir
Veya kendi istediğiniz miktarı girebilirsiniz
Beni desteklediğiniz için çok teşekkürler 🙂
Beni desteklediğiniz için çok teşekkürler 🙂
Beni desteklediğiniz için çok teşekkürler 🙂
Tüm Bölümlere Anında Ulaşın
Yayınlara İstediğiniz Platformdan Erişebilirsiniz :