Bir Pazar Sohbeti: Şartlar Zorlaştı Diye Hayallerimizden Vaz mı Geçeceğiz?

Efendim herkese merhaba ve güzel bir pazar gününden selamlar!

Bugün istedik ki hem sakin bir pazar sohbeti yapalım hem de hep birlikte güzel anılar biriktirelim. Şu an arkamızda harika manzarasıyla Colorado Lagoon var. İsminin Colorado olduğuna bakmayın, aslında tam olarak Long Beach, Kaliforniya’dayız.

Bu arada yaptığım yayınları beğeniyor ve yeni yayınları kaçırmak istemiyorsanız dinlediğiniz platformlardan abone olarak tüm yayınlara anında ulaşabilir veya [patreon] üzerinden bana destek olabilirsiniz.

Bilenler vardır ama bilmeyenler için kendimizden çok kısa bahsedelim: Ben yaklaşık 10 yıl önce Amerika’ya geldim. Sevgili eşim Damla’nın ise buradaki serüveni başlayalı neredeyse 2 yıl oluyor. Bu videoları çekmek, üretmek gerçekten dışarıdan göründüğü kadar kolay değil; arkasında ciddi bir emek ve teknik mücadele var. Bizim için bir kazanç kapısından ziyade, hayatı paylaştığımız güzel bir hobi ve geleceğe bıraktığımız değerli anılar bütünü aslında.

Bugün kahvaltımızı yaparken, son zamanlarda sosyal medyada, kahve sohbetlerinde sıkça duyduğumuz ve bence üzerine iyice düşünmemiz gereken o büyük soruyu masaya yatırmak istedik: “Yurt dışına gitmek artık hayal mi oldu? Şartlar değişti, buralarda artık yaşanmaz mı?”

Her Şey Değişti, Doğru… Peki Ya Bizim Bakış Açımız?

10 yıllık Amerika geçmişime dönüp baktığımda çok net bir şey söyleyebilirim: Evet, her şey inanılmaz değişti. Ben ilk geldiğimde Amerika’nın başında Barack Obama vardı; sonra Trump dönemi geldi, ardından tüm dünyayı sarsan bir koronavirüs pandemisi yaşadık. Sadece siyaset değil, ekonomi de çok büyük bir değişim geçirdi.

İnsanlar “Eskisi gibi değil” derken çok haklılar. Ben buraya ilk geldiğimde 20 dolara arabamın deposunu fullüyordum, daha dün benzin aldık ve 56 dolar ödedik. 10 yıl önce Amerika genelinde ortalama bir ev fiyatı 280.000 dolar civarındayken, bugün bu rakam 760.000 dolara fırlamış durumda. Green Card süreçleri zorlaştı, H1B vize sponsorlukları eski rahatlığında değil. Hatta Damla şu an Cal State’te (California State University) eğitimine F1 öğrenci vizesiyle devam ediyor ve sınıflarda neredeyse hiç uluslararası (international) öğrenci kalmadı. İnsanlar vize aşamalarındaki o ağır şartlardan dolayı gelmek isteseler bile gelemiyorlar.

Sadece Amerika değil, Avrupa’da da durum aynı. Almanya’daki en yakın arkadaşımla konuşuyorum, o da mesleklerin doymaya ulaştığını, şartların eskiye kıyasla çok ağırlaştığını ve teknoloji devlerinin (Google, Amazon gibi) bir gecede binlerce kişiyi işten çıkardığını anlatıyor.

Peki, dünyanın her yerinde hayat bu kadar zorlaşmışken biz ne yapacağız? Pencereyi kapatıp evde oturacak mıyız?

Jim Rohn ve Pencereyi Açan Pazarlamacının Hikayesi

Geçenlerde kişisel gelişimin duayenlerinden Jim Rohn’un bir kitabını okurken harika bir araştırmaya denk geldim. 1960’lı ve 70’li yıllarda, Amerika’nın hava şartlarının çok ağır, fırtınalı ve yağmurlu olduğu orta bölgelerinde kapı kapı gezen pazarlamacılar varmış. Bu pazarlamacılardan bir tanesi, diğer herkesin 5 katı, 10 katı satış yapıyormuş. Şirket merak edip araştırmış; “Yahu hava bu kadar kötüyken bu adam bunu nasıl başarıyor?” diye.

Diğer pazarlamacılara sormuşlar, demişler ki: “Pencereyi açıyorum, bakıyorum hava berbat, fırtına var. Diyorum ki bugün kimse kapıyı açmaz, kimse dışarı çıkmaz. Enerjimi boşuna harcamayayım, kapatıyorum perdeyi oturuyorum.”

Aynı soruyu o rekor kıran adama sormuşlar. Adam ne demiş biliyor musunuz?

“Ben de sabah pencereyi açıyorum ve dışarı bakıyorum. Hava o kadar kötü ki… Kendi kendime diyorum ki: Bugün diğer pazarlamacıların hiçbiri işe gitmez! İşte bu yüzden bugün satış yapmak için harika bir gün!

Bakın; koşullar aynı koşullar, hava aynı hava, hayat aynı hayat. Ama birinin bakış açısı fırtınayı engel görürken, diğerinin bakış açısı fırtınayı devasa bir fırsata çeviriyor.

Kendi Hikayenizi Başkalarının Tecrübeleriyle Sınırlamayın

Ben Amerika’ya ilk geldiğim gün ikinci günümde San Diego’daydım. Cebimde çok az bir para, sırtımda bir çanta… Dil problem, kültür apayrı bir dünya. Orada bir buçuk yıldır yaşayan Türk bir arkadaşımla karşılaştım. Bana sordu: “Efe, ne yapacaksın burada?” dedim ki “Yüksek lisans yapmak istiyorum, sonra da kısmetse bir mühendis olarak Amerika’da çalışmak istiyorum.”

Bana döndü ve aynen şunu söyledi: “Oğlum sen deli misin? Bunları Amerikalılar bile yapamıyor. Sakın girme o yollara, çok üzülürsün. Sen buraları gez, eğlen, sonra ülkene geri dön.”

O akşam eve gidip düşündüm. İster istemez bilinçaltınız etkileniyor, “Acaba gerçekten yapamaz mıyım?” diyorsunuz. Ama dönüp baktığımda gördüm ki; bunu söyleyen insanlar kendi sınırlarını, kendi korkularını size yüklemeye çalışıyorlar. Onlar kendilerini öyle planladıkları için zaten bir süre sonra geri döndüler. Geri dönmek bir başarısızlık mı? Asla. Bu bir hayat seçimidir. Dünya çok büyük; kimse hayatının sonuna kadar tek bir noktada yaşamak zorunda değil. Ama başkası yapamadı diye, sizin de yapamayacağınızı düşünmeniz insan doğasına aykırı.

Konfor Alanından Çıkmak ve Kontrollü Risk Almak

Damla İzmir’de doğdu, büyüdü, üniversiteyi ailesinin yanında okudu ve hayatı boyunca İzmir dışına neredeyse hiç çıkmadı. Oradan direkt olarak Amerika’ya geldi. Onun için devasa bir değişim ve büyük bir risk oldu. Ama bugün sorduğumda “İyi ki bu riski almışım, dünyaya artık çok daha geniş bir perspektiften bakıyorum” diyor. Farklı kültürleri tanımak, insanı bambaşka bir noktaya taşıyor.

Biz de burada pes etmedik. Benim Amerika’daki şirket kurma maceralarım, inişlerim, çıkışlarım oldu. Bir dönem tam “Her şey bitti, dönüyorum” dediğim anda bir iş teklifi aldım. Vize süreçleri, H1B, Green Card sponsorluğu derken her şey yoluna girdi derken… İşi kaybettim! İş gidince Green Card davası da düştü. Şimdi sil baştan, kendi imkanlarımızla yeni bir Green Card davası başlattık ve mücadeleye devam ediyoruz.

Burada iş kurarken çevremdeki memur ve öğretmen tanıdıklarım hep “Şundan dolayı batarsın, bundan dolayı yürümez” derken; gerçekten bu işi yapan, mühendislik şirketleri olan tecrübeli bir büyüğümüz bana “Muhasebe işini nasıl çözeceksin? Ofis kirasını nasıl ödeyeceksiniz?” gibi mantıklı ve vizyoner sorular sordu. Yani, bilmeyenlerin olumsuz gürültüsünü değil, işi bilenlerin yapıcı yönlendirmelerini dinlemek gerekiyor.

Son Söz: Kendi İç Sesinize Kulak Verin

Hayatı her adımını garanti altına alarak, sürekli bir sonraki güvenli limanı bekleyerek yaşayamayız. Son 100 yıla bakın; dünyada tamamen savaşsız geçen süre sadece 5-6 yıl. Amerika’da her 8-10 yılda bir ekonomik kriz oluyor. Ekonominin tamamen düzelmesini, her şeyin güllük gülistanlık olmasını beklerseniz, o beklediğiniz gün hiçbir zaman gelmeyecek.

Eğer aklınızda yurt dışına gitmek, eğitim almak, yeni bir iş kurmak veya hayatınızı değiştirmek gibi bir hayal varsa; kontrollü bir şekilde risk alın ve o konfor alanından çıkın. Başkalarının olumsuz tecrübelerine, sosyal medyadaki o “felaket tellallığına” kulaklarınızı tıkayın. Hayatı denememenin, o adımı atmamanın pişmanlık bedeli, başarısız olma bedelinden çok daha büyüktür.

Biz şimdilik kahvaltımızı bitirdik, parkta yavaş yavaş çocuklar ve aileler toplanmaya, salıncak sesleri yükselmeye başladı. Biz de bu güzel pazar gününün keyfini çıkarmaya gidiyoruz.

Bir sonraki yazıda ve videoda görüşmek üzere; kendinize çok iyi bakın, hoşça kalın!

Join 41 other subscribers

Tüm Bölümlere Anında Ulaşın

Yayınlara İstediğiniz Platformdan Erişebilirsiniz :

Leave a Comment