Selamlar herkese! Bugün sizi Long Beach’in o alışık olduğumuz sıcak havasından biraz uzaklaştırıp, serin ama ruhu olan bir rotaya, Joshua Tree Ulusal Parkı’na davet ediyorum. Yanımda eşim Damla, elimizde bir termos çay, doğanın tam kalbindeyiz.
Bu arada yaptığım yayınları beğeniyor ve yeni yayınları kaçırmak istemiyorsanız dinlediğiniz platformlardan abone olarak tüm yayınlara anında ulaşabilir veya [patreon] üzerinden bana destek olabilirsiniz.
Bu pazar sohbetinde istedim ki hem biraz yürüyelim hem de 13 yıllık mühendislik kariyerimde, şantiyelerin tozundan, sabahın 4’lerine kadar süren beton dökümlerinden süzülüp gelen bir konuyu masaya yatıralım: Asla işe gelmeyen patronlar ve bizim bitmek bilmeyen mesailerimiz.
Söke’den San Diego’ya Bir Tamir Hikayesi
Aslında her şey 90’lı yıllarda, Ege’nin o güzel ilçesi Söke’de başladı. Teknolojiye erişimin sadece teknoloji dergileri ve onların içinden çıkan o “sihirli” CD’lerle sınırlı olduğu yıllardı. YouTube yok, Google bugünkü gibi her sorunun cevabı değil… İnternetin emeklediği o dönemlerde ben teknolojiye aşıktım.
9 ya da 10 yaşındaydım. Bizim ailede uydu yayınına yeni geçilmişti ve bir gün o meşhur “çanak” bozuldu. Henüz bu işin teknik servisi bile tam oturmamışken, ben bacak kadar boyumla o cihazı kurcalayıp tamir ettim. Babaannemin gelen misafirlere gururla “Bizim torun tamir etti, ufacık çocuk başardı!” demesi var ya… İşte o an hissettiğim haz, benim kariyerimin rotasını çizdi.
Yıllar sonra San Diego’da efsanevi Mustang’ler toplayan yaşlı bir mekanik ustasıyla tanıştım. Adamın maddi hiçbir beklentisi kalmamıştı ama dükkandan çıkmıyordu. Bana dedi ki; “Efe, bir tane cıvatayı sıkmak bana huzur veriyor.” O an anladım ki, mühendislik benim için sadece bir diploma değil; o “tamir etme ve çözüm üretme” huzurunun peşinden gitmekmiş.
Şantiyenin Görünmez Kahramanları: Beyaz Yakalılar
Mühendislik fakültesini bitirdik, kepi attık ve gerçek dünya başladı. İstanbul’un o dev şantiyelerinde 13 yılım geçti. Biz mühendisler olarak sabahın köründe girer, bazen ertesi günün ilk ışıklarına kadar çalışırdık. Günleri birbirine karıştırdığımız, haftanın 7 günü şantiyede yaşadığımız aylar oldu.
Ancak acı bir gerçek vardı: Beyaz yakaya mesai yoktu. Kontrat öyle diyordu. “Sen mühendisin, yapıverirsin” denilerek tüm emeğiniz o sistemin içinde eritiliyordu. Bir yanda bizler taze demlenmiş çay ve bir paket bisküviyle “Patron gelecek, aman dikkatli olun” stresi yaşarken; diğer yanda projenin bitişiyle kendine motor yat alan patronlar vardı. Biz mi? Biz sadece bir sonraki projeye, yine aynı tempoda başlamak üzere yola devam ediyorduk.
Patron Neden İşe Gelmez? (Çünkü Sistemi Kurmuştur)
Çalıştığım milyon dolarlık projelerde bir şeyi fark ettim: Patronlar şantiyeye uğramazdı. Belki bir gün çay içmeye bile gelmezlerdi. Neden? Çünkü patron, işi yapan değil; işi yapacak olanları kiralayan ve sistemi kuran kişidir.
Ben kendi iş yerlerimi kurma yolculuğuna girdiğimde bu “zehri” bizzat tattım. Kendi sistemini kurduğunda, o sistem senin adına çalışmaya başlıyor. Tabii ki bu yol güllük gülistanlık değil.
- Kendi işinin sahibi olduğunda bazen 6 ay iş gelmez, tırnaklarını yersin.
- Sabaha kadar “ustalar gelecek mi?” diye stres yaparsın.
- Sigorta girişi, muhasebe giderleri, stopaj derken bazen cebinde kalan para maaşından az olur.
Ama işin sonunda şu var: Bir başkasının sisteminde bir “dişli” mi olacaksın, yoksa kendi saatinin mimarı mı?
Zaman mı Değerli, Para mı?
Sık sık duyduğumuz “Vakit nakittir” sözü bence dünyanın en büyük yalanı. Zaman, paradan çok daha değerlidir. Bugün her şeyini kaybetsen bile 10 yıl sonra çok daha fazlasını kazanabilirsin; ama kaybettiğin 10 yılı asla geri satın alamazsın.
Biz bugün Joshua Tree’deyiz. Çok büyük bir bütçemiz yok; sadece benzin ve evde hazırladığımız birkaç sandviç. Ama en önemlisi, zamanımız bizim elimizde. Birinin ağzından çıkacak “Hafta sonu şantiyeye gel” talimatına bakmıyoruz.
Sonuç Olarak…
Eğer kendi yeteneğinizi birilerine bir “iş” olarak satamazsanız, ömür boyu birilerinin sizi yönetmesine, emeğinizi sömürmesine ve en ufak bir sarsıntıda sizi kapı önüne koymasına razı oluyorsunuz demektir.
O kaynayan kazandaki kurbağa misali; su ılıkken rahat etmek güzeldir. Sigortanız yatar, maaşınız gününde gelir… Ama su yavaş yavaş ısınıyor ve o konfor alanı aslında sizin en büyük hapishaneniz oluyor. Denemekten, hata yapmaktan ve kendi üretiminize değer biçmekten korkmayın.
Bu pazar yürüyüşünü burada bitiriyoruz. Yeni videolarda ve yeni pazar sohbetlerinde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın, hoşça kalın!
Tek seferlik destekte bulunun
Aylık olarak destekte bulunun
Yıllık olarak destekte bulunun
Aşağıda yer alan miktarlardan biri seçebilir
Veya kendi istediğiniz miktarı girebilirsiniz
Beni desteklediğiniz için çok teşekkürler 🙂
Beni desteklediğiniz için çok teşekkürler 🙂
Beni desteklediğiniz için çok teşekkürler 🙂
Destekte BulunDestekte BulunDestekte BulunTüm Bölümlere Anında Ulaşın
Yayınlara İstediğiniz Platformdan Erişebilirsiniz :