Bugün biraz farklı bir konudan bahsetmek istedim. Aslında bu yayın planlıydı ama teknik bir arıza yüzünden ses kaydı alınamadı. Ben de oturup düşünürken fark ettim ki, son zamanlarda kiminle konuşsam birkaç cümle sonra konu mutlaka bir şekilde olumsuz bir yere geliyor. Türkiye’de de, Amerika’da da aynı durum. İnsanlar artık sanki içgüdüsel olarak kötü giden şeyleri konuşmayı tercih ediyor.
Bu arada yaptığım yayınları beğeniyor ve yeni yayınları kaçırmak istemiyorsanız dinlediğiniz platformlardan abone olarak tüm yayınlara anında ulaşabilir veya [patreon] üzerinden bana destek olabilirsiniz.
Türkiye’ye kısa bir ziyaret yaptığımızda, uzun süredir görmediğim insanlarla buluştum. Sohbetlerin çoğu, farkında olmadan, hep olumsuz bir yere gidiyordu. Amerika’ya döndüğümde de farklı değildi. Burada insanlar ev fiyatlarının artışından, benzin zamlarından, hükümetin yavaşlığından bahsediyor. Yani, bulunduğun yer değişiyor ama insanların hayata bakışı çok benzer hale gelmiş: genellikle olumsuz.
Sonra aklıma bir hikâye geldi. Amerika’da 60’lı yıllarda yerel bir gazete, güzel havayı öven pozitif bir haber yapmış ama gazete hiç satılmamış. Birkaç hafta sonra fırtına geliyor, gazete “Hazırlıklı olun” diye başlık atıyor ve yok satıyor. Gazetenin patronu da o meşhur sözü söylüyor: “If it bleeds, it leads.” Yani, “kan varsa manşet olur.” Aslında bu, medyanın o zamandan beri nasıl çalıştığını da özetliyor. Bugün haber siteleri, sosyal medya, videolar — hepsi aynı mekanizma üzerine kurulu. Olumsuz olan her şey, daha çok izleniyor.
Bu döngü, farkında olmadan bizi de içine çekiyor. Her şey kötüymüş gibi görünüyor çünkü sürekli o yönüyle besleniyoruz. Ama gerçekten öyle mi? Gerçekten her şey kötü mü? Bence hayır.
Uçak ile 5 saat Yürüyerek 5 Ay
Bir örnek vereyim. Yıllar önce San Diego’dan New York’a giderken bir uçuşum iptal olmuştu. Herkes sinirliydi. Uçağın kalkmaması büyük olay olmuştu. Oysa 100 yıl önce insanlar aynı mesafeyi gitmek için aylarca, bazen canlarını riske atarak yola çıkıyorlardı. Şimdi o yolu beş saatte gidiyoruz. Ama bir saat rötar olunca dünyanın sonu gelmiş gibi davranıyoruz. Yani şükretmeyi unuttuk.
Bugün yaşadığımız her şey — teknoloji, ulaşım, sağlık, eğitim — geçmişteki insanlara göre olağanüstü bir noktada. Bundan sadece 100 yıl önce, dünyanın en zengin insanı bile bugün bizim sahip olduğumuz rahatlığa sahip değildi. Ama biz bu gelişmeleri “normal” kabul edip hep bir eksik taraf arıyoruz.
Teknolojiye kötü demek kolay ama bir o kadar da haksızlık olur. Çünkü teknoloji, doğru kullanıldığında insan hayatını kolaylaştıran en güçlü araç. Eskiden bir kursa gitmek, yeni bir program öğrenmek ya da bir beceri edinmek için kilometrelerce yol gidip, saatlerce vakit harcamamız gerekiyordu. Ben üniversitede okurken, sadece AutoCAD öğrenebilmek için soğuk kış günlerinde metroya binip kursa giderdim. Şimdi, aynı şeyi evinde otururken birkaç tıklamayla, YouTube’da ücretsiz bir şekilde öğrenebiliyorsun. Bu bile başlı başına inanılmaz bir gelişme.
Bilgiye Ulaşmak mı Eğlenceye Ulaşmak mı?
Ama işte ilginç olan şu: İnsanlar bu kadar kolay ulaşabildiği bilgiyle artık daha az çaba harcıyor. Çünkü her şey “hazır”. Eskiden bir bilgiyi elde edebilmek için emek vermek gerekiyordu, şimdi saniyeler içinde ulaşabiliyoruz ama o emeğin değeri kaybolduğu için öğrenmenin tadı da azaldı.
Bir dönem ben de Python öğrenmeye çalıştım. O zamanlar yapay zeka yoktu, her şeyi kendin çözmen gerekiyordu. Takıldığın yerde haftalarca ilerleyemiyordun. Şimdi aynı soruyu bir yapay zekaya soruyorsun, anında çözüm buluyorsun. Aslında bu inanılmaz bir avantaj. Teknoloji, doğru kullanıldığında bizi kısıtlayan değil, geliştiren bir güç.
Fakat ne yazık ki çoğumuz teknolojiyi kendimizi geliştirmek için değil, o anki boşluk hissini doldurmak için kullanıyoruz. Araştırmalar da bunu gösteriyor. İnsanlar teknolojiyi en çok “eğlence” için kullanıyor. Çünkü modern hayatın temposu, stres ve belirsizlikler, insanları sürekli bir kaçış noktasına yönlendiriyor. Bu da bizi tekrar başa döndürüyor: Olumsuzluk döngüsüne.
Ekranlar İnsanlara Karşı!
Bazen düşünüyorum: Hayat gerçekten kötü değil, sadece onu nasıl gördüğümüzü belirleyen şey artık ekranlarımız oldu. Sosyal medyada gördüğümüz haberler, sürekli karşılaştığımız krizler, savaşlar, felaketler… Bizi hep bir “kötülük duygusuna” hapsediyor. Ama aynı teknoloji, istersek tüm bu zincirleri de kırmamıza izin veriyor. Çünkü her şey elimizin altında: bilgi, eğitim, yaratıcılık ve ilham.
Belki de mesele dünyayı değiştirmek değil, bakış açımızı değiştirmek. Çünkü aslında her şey o kadar da kötü değil. Sadece hatırlamamız gereken şey şu: Bugün sahip olduklarımız, geçmişte insanların hayal bile edemeyeceği kadar değerli.
Hayata olumlu bakabilmek artık bir beceri, bir emek işi haline geldi. Ama yine de mümkün. Çünkü hiçbir şey sürekli kötü kalmıyor. Bu kadar imkanın ve teknolojinin içinde yaşarken, biraz farkındalıkla, biraz şükürle, biraz da bilinçli seçimlerle hayatı çok daha iyi bir yer haline getirebiliriz.
Her şey kötü değil. Sadece biz, güzeli fark etmeyi biraz unuttuk.
Tek seferlik destekte bulunun
Aylık olarak destekte bulunun
Yıllık olarak destekte bulunun
Aşağıda yer alan miktarlardan biri seçebilir
Veya kendi istediğiniz miktarı girebilirsiniz
Beni desteklediğiniz için çok teşekkürler 🙂
Beni desteklediğiniz için çok teşekkürler 🙂
Beni desteklediğiniz için çok teşekkürler 🙂
Destekte BulunDestekte BulunDestekte BulunTüm Bölümlere Anında Ulaşın
Yayınlara İstediğiniz Platformdan Erişebilirsiniz :