Hayatta Sadece Bir İşe Odaklanmak Neyi Değiştirir?

Hayatınızda daha önce kendinizi çok fazla iş için böldüğünüzü ve bu yüzden çok fazla dağılıp hiç bir işi tam anlamıyla bitiremeden kendinizi buldunuz mu? Eğer çok fazla bölündüğünüzü düşünüyor ve enerjinizi çok hızlı tüketiyorsanız, belki de bugün buna bir dur demenin zamanı gelmiş olabilir. İsterseniz sizi daha fazla meraklandırmadan buyrun hemen konunun detaylarına geçelim.

Bu arada yaptığım yayınları beğeniyor ve yeni yayınları kaçırmak istemiyorsanız dinlediğiniz platformlardan abone olarak tüm yayınlara anında ulaşabilir veya [patreon] üzerinden bana destek olabilirsiniz.

Daha Azın Peşinden Koşamamak

Bu yayına daha önce de taşıdığım ve en çok beğendiğim kitaplardan biri olan Essentialism kitabı, hayatımızda yüzlerce amaç için çalışmak yerine sadece en temel olan görevlere, hatta sadece bir göreve odaklanırsak neler olabileceğini bilimsel araştırmalarla açıklayan bir kitap ve bende bugün bir göreve odaklanmanın başarıyı getirip getirmeyeceğini bu yayında incelemek istiyorum.

Hepimiz hayatımızda pek çok şeyi aynı anda yapmaya ve belirli alanlarda başarılar elde etmeye çalışıyoruz. Bir yandan profesyonel kariyer yada iş, öte yandan sağlıklı beslenmek, dayanıklı ilişkiler kurmak, kitap okumak belki de bunlara bir de bir enstrüman çalmayı öğrenmeyi eklemek. Aslında hepside kulağa ne kadar hoş geliyor. Ancak çok fazla görevi üst üste yüklediğimizde milyonlarca alanda sadece bir milimetrelik bir ilerleme kaydediyoruz. Halbuki sadece en temel amaçlarımızı belirleyebilsek enerjimizi yüz bin yere bölmek yerine tek bir alanda kullandığımızda, inanılmaz bir sıçrama yapabilme gücüne hepimiz sahibimiz. Hatta kitapta yazarın bununla alakalı eklediği harika bir görsel dahi vardı bunuda eklerim.

Peki olay bu kadar basit ise pek çok insan neden bunu başaramıyor? Yazar bu soruyu şu şekilde açıklıyor; “Weniger aber besser” Almancada yer alan bu sözcük, İngilizceye “Less but better” olarak çeviriliyormuş, bizde türkçeye çevirirsek “az ama daha iyi” diyebiliriz. Şu an yaşadığımız bu dönemde neredeyse hiç birimiz azın daha iyi olduğu algısına inanmıyoruz. Hayır ben inanıyorum diyebilirsiniz. Ancak 2024 yılı itibariyle bir insanın ortalama sahip olduğu eşya sayısı tam tamına 300.000 adet imiş. İnanması güç ama, biz modern yaşam kültürüne farkına dahi varmadan çoktan adapte olmuş bir toplumuz. Daha fazla satın alabilmenin, bolluk ve bereket olarak görüldüğü bir Dünyada ne yazık ki çok az insan, azın daha güzel bir şey olduğuna inanmıyor.

Nedir Bu Essentialism?

Essentialism kelimesinin türkçe karşılığına baktığımda, özcülük, esasçılık anlamına geldiğini gördüm. Essentialism’in İngilizcede ki tam tanımı aslında daha fazla işi bitirebilmek değil doğru görevleri zamanında bitirebilmek anlamı çıkarılıyor. Bizler için en önemli olan görevleri aslında hepimiz biliyoruz. Şu an bu yayını dinleyen veya izleyen herkesin kafasında öncelikli olarak yapması gereken görevler bir yerde duruyor.

Ama yazara göre pek çok insan kendi önceliklerini yerine getirebilme lüksüne sahip değil, çünkü pek çoğumuz kendi zamanımızı, kendimiz kontrol edemiyoruz. Ancak, buna rağmen hala kendi önceliklerimizin peşinden koşabilme ihtimaline sahibiz. Eğerki kendi önceliklerinizi kendiniz sıralayamaz ve bunların peşinden koşacak cesareti gösteremez iseniz hayatınızda birileri, belki patronunuz belki eşiniz belkide çalışma arkadaşınız bu öncelikleri sizin yerinize sıralayacaktır diyordu yazar.

Çok Seçim neden kötüdür?

Birde şu an yaşadığımız bu Dünyada milyarca seçeneğe sahibiz ve sanırım bu bir insanın başına gelebilecek en kötü şeylerden bir tanesi. Seçim yapmak zorunda kaldığımızda bir şeyleri eleyebilme gücüne sahip olmamız gerekiyor ancak bir şeyi listeden elediğimizde o şeyi kaçırma veya kaybetme korkusu yüzünden daha az eleme yapmayı seçiyoruz.

Bu da bizim, disiplinsiz bir biçimde daha fazlayı kovalamaya başlamamıza sebep oluyor ve buda yazara göre başarısızlığın anahtarlarından tam olarakta bir tanesi. Çok fazla seçim yapmak, bizim filtreleyebilme mekanizmamızı yıkıyor ve İngilizcede “decision fatigue” olarak adlandırılan yani; karar yorgunluğuna düşmemize sebebiyet veriyor. Daha fazla seçime zorlandıkça, verdiğimiz kararların kaliteside giderek azalıyor. Özellikle her seçim yaptığımızda bir şeyleri elememiz gerekiyor ve birşeyleri kaçırma psikolojisi bizi bu noktada ele geçiriyor. Kitabın içerisinde bu tarz korku ve endişelerin nasıl ortaya çıktığı ile alakalıda harika araştırmalar yer alıyor.

Gardırop Metaforu

Yazarın kullandığı en güzel benzetmelerden bir tanesi gardırop benzetmesiydi bence. Daha önce de ben hızlı moda akımı neden kötü bir şeydir adında da bir yayın yapmıştım aslında tam da bu konuyu detaylıca ele almıştım o yayında, eğer göz atmak linkini bırakıyorum. Konumuza dönecek olursak, şu an giyisi dolabınıza göz attığınızda size en çok yakışan ve en sık giymeyi tercih ettiğiniz toplam kıyafet adeti bellidir. Ancak hiç giymesek dahi dolabımızda tuttuğumuz onlarca gereksiz kıyafet yüzünden en güzel kombini yakalamamız hem daha zor hale geliyor, hemde gereksiz yere her seferinde istediğimiz bize lazım olan kıyafeti seçebilmek için inanılmaz zaman kaybediyoruz. Hayatımızda aslında bu metaforu çok fazla görüyoruz; bizim için en önemli olan insanlara, hayatımızda çok anlam ifade etmeyen insan kalabalığı yüzünden zaman ayıramıyoruz. Bitirmemiz gereken en öncelikli işleri, bizlere çok fazla fayda sağlamayacak olan işleri halletmeye çalışırken birden arka plana itiyoruz.

En Büyük Hayal Kırıklığı

Yazarın ele aldığı en güzel konulardan bir taneside; en büyük hayal kırıklıklarının oluşmasına ortam hazırlayan alanlardı. Bizlerin hayal kırıklığı yaşamasına sebep olan 3 temel maddeyi yazar şu şekilde sıralamış; ilk olarak her şeyi elde etme isteği, ardından popüler olan şeylere karşı sürekli bir arzu duyma güdüsü ve tüm bunlara anında ulaşma isteği, hayal kırıklılıklarının oluşmasının en temel sebebiymiş.

İngilizcede “Essentialist person” olarak adlandırılan yani temelci olan bireyler, her şeyi istemek yerine düzgün bir filtreleme yaparak sadece kendileri için en doğru olacak olan şeyi isteyen, sadece popülerliğe sahip olduğu için bir şeyi elde etmek yerine, kendisine gerçekten yarar sağlayacak olan şeylerin peşinden koşan ve bunların hemen gerçekleşmesini arzulamaktansa belirli bir süreç içerisinde bunun gerçeğe dönüşebileceğini bilen bireylermiş. Yani bu kişiler, bu iş benim yararıma olamayacak ise direk olarak lafı hiç dolandırmadan ve uzatmadan hayır diyebilen kişilermiş. Hatta kitabın bir bölümünde insanları incitmeden nasıl hayır denilebileceği ile alakalı oldukça detaylı bir kısımda yer alıyor ancak bunu belki başka bir bölümde detaylıca konuşuruz.

Tüm bunlar kendi hayatımız da nasıl uygulanır?

Kitabın son bölümünde ise yazar, nasıl daha yalın ve başarılı bir hayat yaşanılabilir ve bunun için ne gibi yöntemler uygulanabilir bundan bahsediyordu. Tabiki yazarın bahsettiği tüm bu metotları en ince detayı ile bu yayına sığdırmam mümkün olmasada öne çıkan yöntemleri ben kısaca derledim.

En önemli yaklaşım; kaybetme psikolojisinin farkına varmaktan geçiyor. İndirimleri kaçırmamak için ihtiyacınız olmayan şeyleri satın aldığınız kesin olmuştur. Reklamcılar, insanların kaybetme psikolojisini çok iyi okudukları için aslında bu çok yaygın bir pazarlama yöntemi haline geldi. İkinci olarak, evet demek hayır demeye göre çok daha kolay olduğu için pek çok insan kolay kolay hayır cevabını veremiyor. Durum böyle olunca, işler sürekli daha karmaşık ve içinden çıkılması daha zor bir hale geliyor.

Pek çok insan bir hata yaptığında başarılı olamayacağını bilmesine rağmen, hala o alanda çalışmaya devam ediyor. Çünkü çok az sayıda birey hata yaptığını hemen kabulleniyor. Hata yaptığını kabul edebilmekte bu işin vazgeçilmez noktalarından biri olarak karşımıza çıkıyor.

Son olarakta; yapılan işi ve işleri ufak parçalara bölemeyen kişiler, o işte kolaylıkla enerjilerini tüketiyorlarmış. Bir işe veya göreve çok ufak adımlarla atılıp, ufak başarıları kutlamayı başaran bireyler, bir görevin altında kolaylıkla ezilmiyor ve kendilerine ufak ama sağlam basamaklar inşa ederek yürüdükleri yola devam ediyorlarmış.

Son Söz

Bu bölümde; Essentialism kitabını ve hayatta enerjimizi sadece bir kaç adet sorumluluğa nasıl ayırabileceğimizi inceledik. Şahsen bu kitap, benim en çok beğendiğim kitaplar arasında yer alıyor ve içerisinde bence oldukça bilgilendirici ve işe yarar detaylar var diye düşünüyorum. Ayrıca bu kitap sadece 246 sayfa ve anlatım dilide oldukça yalın. Vakit bulursanız okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.

Umarım sizlere faydalı bilgiler sunabilmişimdir. En kısa sürede yeni yayınlarda görüşmek üzere, kendinize çok iyi bakın hoşçakalın.

Join 47 other subscribers

One-Time
Monthly
Yearly

Tek seferlik destekte bulunun

Aylık olarak destekte bulunun

Yıllık olarak destekte bulunun

Aşağıda yer alan miktarlardan biri seçebilir

$1.00
$5.00
$10.00
$5.00
$10.00
$15.00
$50.00
$100.00
$150.00

Veya kendi istediğiniz miktarı girebilirsiniz

$

Beni desteklediğiniz için çok teşekkürler 🙂

Beni desteklediğiniz için çok teşekkürler 🙂

Beni desteklediğiniz için çok teşekkürler 🙂

Destekte BulunDestekte BulunDestekte Bulun

Tüm Bölümlere Anında Ulaşın

Yayınlara İstediğiniz Platformdan Erişebilirsiniz :

Leave a Comment